23 Kasım 2009

Hay Allah! :)
En son yazıyı girdiğimde bu kadar uzun ara vereceğimi bilmiyordum...Merak edip soran herkese gerçekten çok teşekkürler...Neler neler oldu, çoğu unutuldu...
- Denizciğimiz kırkını uçurdu, hatta neredeyse 2 aylık olacak, kocaman gözlerle etrafına bakıyormuş. Maalesef kolik olmuş, büyüyünce de ailesine yakışır biçimde alkolik olacakmış. :)
Annesinin ifadesi tabii, o da oluur, olur :)

- Geçen aylar önce sürekli değişen planlara uygun ev aramakla,emlakçılarla geçti...
Kariyerli bekar :) kısmi Boğaz manzarası, hilton banyo...gibi terimler ne anlama geliyor öğrendim :) İyi oldu.
Sonra hani filmlerde kahve falı bakarlar birbirlerine de 'Mutluluk çok yakınında, ama göremiyorsun...'fln denir ya, o misal çok yakınımızdaymış aradığımız ev, biz onu bekliyormuşuz gibi oldu. Herneyse evi tuttuk, bu kez taşınma faslı uzun sürdü... O da bitti ama nihayet... Tabii hemen tel. bağlatamadık ve uzun bir süre hiç bağlantım yoktu. İnternet sorunu hala çözülebilmiş değil, yine de bağlanabiliyorum...

- Domuz gribini yazmış herkes...Sonradan okudum, ben hep içinde olduğumdan sanırım alıştım artık. Her an gelebilir, yakalayabilir ama panik yapmıyorum; böyle garip bir şekilde sakinim... Çalıştığım okulda, şu sınıftan şu öğrenci diye ilk rapor geldiğinde bir hafta kendime gelemedim, bir hafta moralim bozuk, ne yapabilirim diye düşünerek geçti. İzin alsam nereye kadar izin alabilirim, ya da ne kadar korunabilirim...Şimdi sıradanlaştı sanki gözümde, duya duya...Salgın işte adı üzerinde çok hızlı yayılıyor...

- İzmir'den Hülya geldi, 2 ay olmuştur herhalde görüşeli, kuzenlerden biriyle buluşup konuşmuşuz gibiydi benim için...O gün bir işyerim olsa Hülya'yı işe alırdım diye düşündüm :) Bir de Tuna'yla ilişki kurmak çok zor büyüdüğü için, Neva'yı görmek için çok geç kaldığımı düşündüm...Tuna'yı tut tutabilirsen gibi bir durum var ki tam penguen, çook sevimli çok...Ben bu kadar sosyalleşip, sürekli gezmekten etkilenir, eve dönünce servis ayarlarına dönmesi zor olur diyordum ama maaşallah tontişime turp gibi...

- Daha sonra da (yoksa önce miydi) Kuzey Tan ve Deniz beyler ve anneleriyle buluştuk...Kızlar yazdılar ama ben bir el atamadım o günlerde...Kuzey Tan çook şahane bir çocuk, yok böyle bir sevimlilik...Ama gerçekten mafyavari bakışları var...:) Deniz yakışıklısı ise önce uyuduğu için sonra da (bizde afyonu patlamadı derler) uykusu açılmadığından çok çok az görebildim ama çok tatlı gerçekten...

- Duru'nun iştahı eskisine göre arttı, kilosu ise çok çok az...Boy gayet iyi, böyle ince uzun giderse ne ala; büyüyünce obez olursa çok fena yaparım :)
Hiç emeklemedi, hiç niyeti yok. Emeklemek içgüdüsel bir davranışmış, öğretilemezmiş, ben de emeklememişim hiç, herhalde bu konuda bana çekti...Tay tay durmayı çok seviyor, yavaştan sıralıyor. Bugün ilk defa el salladı :)
Çok şirin...Gayet bilinçli baba diyor; gel...dede...bazen de bak...Her istediğini bir şekilde ifade ediyor zaten...

Dün annemin doğumgünüydü, doğumgünü şarkısında çok neşelendi, maytaplara bayıldı, mumları yakalamaya çalıştı fln...12 Ekim'de benim doğumgünümde korkmuştu maytaplardan halbuki...Alem çocuk...Büyüyorlar işte...

- Taşınırken karar verdim ; bardak alma manyaklığı olmuş bende...O kadar çok ki...

- Duru'nun annesi yerleşmeyle kafayı bozmuş olabilir, ama yine de okuldan sonra vaktinin çoğunu Duru kişisiyle geçiriyor. E O uyurken de ancak bu kadar olabiliyor...

05 Ekim 2009

Kuzen Deniz...Hoşgeldin!

Benim tek yaşıt olduğumuz kuzenim, (O Aralık ben Ekim doğumluyuz) teyzemin kızı, anne oldu cuma günü...Öyle güzel bir bebek öyle güzel bir bebek ki bu! Maaşallah ona, 41 kere, canım benim...

Maalesef onlar İzmir'de oldukları için sadece telefonla konuşabiliyoruz ve fotoğraflarla avunuyoruz...Şansıma sesini de duydum annesiyle konuşurken yine telefonla, içim nasıl cız etti, nasıl tüylerim diken diken oldu...
Orada olup onu koklamayı, uzun uzun seyretmeyi çok isterdim...

Hoşgeldin Deniz, iyi ki geldin...

03 Ekim 2009

Kınalı Kuzum

Yarın en sevdiğim arkadaşlarımdan biri evleniyor.Dün de kızkardeşi ve kuzeni kendisine sürpriz yapıp neredeyse bütün (kız) kuzenleri, arkadaşları, aile büyüklerini toplamışlar, Eminönünden kırmızı tüylü tepsi,eldivenler, örtüler almışlar, pullu pullu taçlara aynı renkte tüllerle duvaklar yapmışlar, envai çeşitle bir masa donatmışlar.



Ben önce gitmeyeyim diye düşündüm,hem hastayım aslında daha tam iyileşemedim, hem Duru'nun uyku saatine denk geliyor.Sonra bir cesaret aldım kuzuyu çıktım evden.Çıkmaya hazırlanırken yabancılamasın diye yüksek yüksek tepeleri söyledim; gelinimizde işe yaramadığı gibi Duru'ya da sökmedi, kıkır kıkır gülüyordu ben söyledikçe...(Komik söylüyorum galiba, allegro:))

Sonrası kucaklarda gezen, herkesi uzun uzun inceleyen, verdiğim kurabiyeyle olmayan dişlerini kaşıyan yani uykuya rağmen bana iyi katlanan kuzuma bir de kına yaktık, çabuk yıkadığımdan az biraz bir turunculuk oldu avucunda o kadar!En küçük misafir de biz değildik, ana kucağında 20 günlük bir melek daha varmış,tam yediden yetmişe bir topluluktu.



Eve girmek üzereyken kucağımda taşıdığım Durucuk bir baktım minik elleriyle kafamdan birşeyler çekiştiriyor...Hızlıca herkesle vedalaşıp,eve dönmekte acele edince, kafamda o duvakla gelmişim yolu :)

Allah bize akıl fikir versin :)

02 Ekim 2009

Sseeess Sssees

Yazmadım. Yazmak istemedim bir süre. O sürede zaten hiçbirşey yapmak istemiyordum. İki belki üç hafta sürdü bu ruh halim. Kısaca depresyon teşhisi koyabilirim kendi kendime...İsteksizlik; yaşama karşı, herşeye karşı. Keyifsizlik. Hayatında hep varolan sorunların sana daha kocaman, daha aşılamaz görülmesi hali. Gelecekten umutsuzluk. İnsanlardan uzaklaşma isteği. Açmadım çoğu zaman bilgisayarımı da o günlerde, canım istemedi.

Sonradan düşününce farkettim ki genelde neşeliyken yazıyorum ben. Canım sıkkınken hiç içimden gelmiyor; şikayet etmeyi, söylenmeyi sevmem, yazarken de bu böyle...Aslında olağanüstü bir mutluluk sebebine de gerek yok, ama yine de 'bardak dolu' diyebildiğim anlar yazıyorum. (Hayat, hatırlarsan yazılarında daha bir enerji var aslında daha sakinsin gibi birşeyler söylemiştin ya, bak bu yüzden...)

Bir arkadaşım kendi blogunda bir yazı yazmış. Sitem etmiş birilerine verip veriştirmiş...Ben de biraz yazdıklarımı sorguladım, biraz dışarıdan bakmaya çalıştım.Ne kadar gerçeğiz, ne kadar sanal? Samimiyet? Bunları sorguladım...

Blog, blogger, blogspot...Ne zamandır var bu kavramlar...Uzun zamandır...5-6 yıldır. O zamanlarda bir blogum vardı, blogları okuyordum ama daha çok okuyordum, yazmak çok güçlü bir istek değildi bende...

Hamilelikte insan bir daha böyle hisseder miyim, bunları kaydetmek lazım gibi bir düşünceye sahip oluyor. O zamanı dondurmak, saklamak istiyorsun. Müthiş bir heyecan, bekleyiş, çok acayip bir süreç. Bir yandan da kafan hep çok karışık. O testler, bu testler...Yazdıkça, okudukça, paylaştıkça çoğalıyorsun; okudukların, seni okuyanlar deneyimler aynı - benzer olunca daha çok keyif veriyor bütün bu paylaşım...Anlam kazanıyor. Tanımıyorsun etmiyorsun ama ne kadar samimi o ilişki, ne kadar sıcak, ne kadar gerçek...Hayret ediyorsun.

Uzun lafın kısası, bu kadar uzun zamandır yazmadım; önce çok mutsuz günler geçiriyordum zaten içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu, canım çok sıkkındı. Sonra koskoca şehr-i İstanbul'u seller götürdü, blogspota bir haller oldu, tünellerden girip uğraşmadım. Sonra yazayım dedim, yazana kadar güncelliğini yitirdi sanki yazacaklarım; beğenmedim.Bu kadar ara verince paslanmışım fena halde...
Yazmadığımda merak edip soran herkese gerçekten teşekkürler!
Her ne kadar bu blogu ben yazsam da, düzenli okuyanlardan pek çoğunun Duru için takip ettiklerini çok iyi biliyorum. O yüzden son zamanlarda çektiğim fotoğraflardan bir kolaj ekliyorum.



27 Ağustos 2009

Bu mim bir ısınma turu olsun!

Hiç içimden gelmiyor bir şeyler yazmak...Aslında yazmak istedim ama o kadar canım sıkkın ki ortaya çok karanlık şeyler çıkacak, vazgeçtim...Aslında kötü birşey yok ama genel bir sorgulama ve umutsuzluk hali gibi değerlendirilebilir...
Geçen hafta mimlenmiştim.Önce Rahşan sonra da Özgür Anne. Yalnız aynı ad altında iki ayrı mim...Daha doğrusu aynı mim ama muhtemelen oradan oraya dağılırken değişmiş...Veya mimlenmeyen biri bu duruma gıcık olup çakma mim yazmış dağıtmış, bilmiyorum...Soruların hepsi aynı sadece birinde hakkındaki 7 ilginç şeyi yazıyorsun diğerinde sevdiğin 7 şeyi...O kadar araştırmacı gazeteci ruhum tuttu ki (deli miyim?) mimlenenleri mimleyenlere gittim bir iki geriye, baktım aynı geliyor; karar verdim.Bunlar farklı iki mim. (Aferin bana!)
İlk mim:



Yapılması gerekenler ise 1 Ödülün logosunu bloguna eklemek.
2.Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.Bu ödülü bana 'Belki artık Duru'dan başka şeylerden de bahsedersin!' diyen canımıniçi Raççanım göndermiş.Sağolsun.
3.Sevdiğin 7 şeyi listelemek.
Sevdiğim 7777 şey olabilir tabii ama hemen ilk aklıma gelenler......
*1 Uyku, uyku, uykuu...Uyumayı çok severim...Bu bebekliğimden beri böyle(ymiş).Annem nefesimi dinlermiş öldü mü kaldı mı diye... :)
Mesela bugünlerde belki hamileyken yapamadığımdan yüzü koyun uyuyorum, bir de garip gelebilir ama boş yatakta maximum gibi yatmayı severim...Daha doğrusu şöyle anlatayım baş sağ üst köşede ayaklar sol alt köşede, böyle çapraz gibi...Rahat rahat...
Bu maddeyle ilgili olarak çok yeni değiştirilmiş misss gibi tertemiz kokan nevresimlerde, yastığımı kabartıp yatmayı severim.
*2 Gezmeyi, yeni yerler görmeyi, gittiğim yere özgü ne varsa tanımayı çok severim...Çoğu zaman gitmeden araştırırım, farklı tatlar, farklı hayatlar tanımak hoşuma gider.
*3 Araba kullanmayı çok severim... Uzun süre kullanamadığımda özlüyorum. Arabada teferruat, ıncık cıncık, süs püs, kafa sallayan köpek vs sevmem. Aksesuar olmaz. Müziksiz araba hareket etmeyecekmiş gibi gelir, nedense hemen açılır radyo.İyi de kullandığımı söylerler, gerçi belki herkesin böyle bir iddiası vardır ama, herneyse...En dik yokuşlarda bile dur-kalklarda el freni kullanmam. Marifet olmayabilir ama böyle öğrettiler, ağlaya ağlaya öğrendim desem yeridir, çok zorlamışlardı ama iyi oldu!
*4 Yüzmeyi çok severim.Ama mümkünse denizde...Havuz da olur, hiç yoktan iyidir ama deniz başkadır.Bu galiba bizim ailede bir tutku! Ben hariç hepsinin madalyaları, dereceleri var...Denizi görmem gerekir bir de. Denizden uzak bir kentte yaşamak zor gelir.
*5 Özellikle o gün evde temizlik fln varsa mesela büyük boy pizza söyleyip tertemiz evi seyretmeyi severim.(Gerçekten de seyirlik bir durumdur çünkü kısa sürede eski haline geri döner)
*6 Yağmur yağarken etrafa yayılan toprak kokusunu çok severim...
*7 Ormanda yürüyüş yapmayı, ağaçları incelemeyi severim. Bilmediğim türleri araştırmayı,özelliklerini öğrenmeyi severim. İğde dallarının bahardaki kokusunu severim...

4.Sevdiğin 7 blogu listelemek.
Unuttuklarım da olabilir, aslında listedekileri severek okuyorum...
Rahşan'ın kendisi gibi orjinal blogu ve fotoğraflarını çok seviyorum.
Ayşe's world'ü yazan Ayşe'yi seviyorum.
Aslıberry'i seviyorum.
Birlikte pek çok şeyi uzun zamandır paylaştığımız Özgür'ü,Kuzu'yu,Kiraz'ı,Yeliz'i,Seyhan'ı,Sevil'i,Mine'yi,Özlem'i,ve diğer yol arkadaşlarımı çok seviyorum.
Bizden önce aynı yollardan geçmiş anneleri (bazen arşivlerini) okumayı çok seviyorum.(pinik kuş,Anne ve bebişi,pratik anne,kitubi gibi..
Bebekleri de annelerini de tanısam bu kadar severdim diyebileceğim bloglar var.
Çikolatalı Pasta Hülyanın Tunası gibi...Bu aralar çok fazla mutfakta denemeler yapamasam da harika fotoğrafları, deneyen herkesin ayılıp bayıldığı eşsiz tarifleriyle, her yoruma mutlaka dönen Cenk'in sitesini her iki dilde takip etmeyi çok seviyorum!(Farklı şeyler yazıyor:))
5.Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak gerekiyor.
Ben de şu bloglara gönderiyorum ödülü ama mimlenen varsa aralarında artık yapacak bir şey yok.
- Sevil
- Fazi
- Nurşen Ece'nin Defteri
- Mummy
- Pıtırcık

20 Ağustos 2009




Evlenenleri, sonra anne baba olanları izlemek mısırları patlarken izlemek gibi.Tek tük "çat!pat!" derken gümbür gümbür olduk. Kavrulup kararsa patlamayacak; akranları çiğnenirken aralarına karışıp diş kırdıracak olanlar da var bu tencerede. Ama mısır var; patlasın patlamasın anlamı bokboğaz bir dünyanın damağına liyakatinde arayan...ve mısır var; sadece patlamak için tüm bu anlamsızlığa katlanan...

A.Samuray Bayraktaroğlu

19 Ağustos 2009

Kısa süren tatilden döndük...Tuzlu havlular yıkandı, asıldı, kurudu, toplandı. Ben pek toparlanıp bir türlü yazamadım...



Bugün 6. ay kontrolü vardı, dün de sağlık ocağında aşıları...

Yarım yaşında artık Duru, ah bir de gerektiği gibi kilo almış olsaydı...neşe içinde yazardım belki ama pek içimden gelmiyor şimdilik...

Kısaca, döndük, iyiyiz, İstanbul'dayız...